MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ

MİLLİ EDEBİYATIN ÖZELLİKLERİ

Milli edebiyatı 1911 de Selanik’te çıkarılan Genç Kalemler dergisi etrafında toplanan genç sanatçılar oluşturur. Devletin içinde bulunduğu zor şartları bertaraf edebilmek için bir takım düşünceler ortaya atılmıştır. Milli edebiyatçılar Osmanlıcılık, İslamcılık ve Türkçülük ideolojilerinden Türkçülük fikrini seçerler ve bu düşüncenin temsilciliğini yapar. Bundan sonra İstanbul’da birbirini izleyen milliyetçi derneklerle Türk Derneği, Türk yurdu, Türk Ocağı adını taşıyan dergiler bu akımın kültür ve edebiyat alanlarında birer yayın organı oldular.

MİLLİ EDEBİYATIN ÖZELLİKLERİ

  • Milli edebiyata yer yer kişisel konular işlense de kahramanlık öyküleriyle yüklü bir edebiyattır.
  • Milli Edebiyat Akımının amacı, batı taklitçiliğinden kaçınmak, milli konulara yönelerek modern ve milli bir edebiyat ortaya koymaktır.
  • Bu dönemde Türk kültürü ve tarihi, incelenmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir.
  • Dilde sadeleşme fikrini savunmuşlardır ve bunu eserlerinde uygulamışlardır.
  • Milli konulara yönelmişlerdir. Eserlerinde savaşların insanlarımız üzerindeki etkisi ve çöküntüsünü işlemişlerdir. Yerli ve milli konularda yer vererek Anadolu insanının hayatını yansıtmışlardır.
  • Halk şiirinin nazım şekillerini kullanarak, gerçek şiirimizin halk şiiri, milli veznimizin hece vezni olduğunu ileri sürmüşlerdir.
  • Romanda ve öyküde teknik gelişmiştir.
  • Milli edebiyatın hikâye ne nesir alanındaki ilk yazarı Ömer Seyfettin’dir.
  • Mili edebiyata manzumelerini ve düşünceleriyle yön veren Ziya Gökalp’tır.
  • Tarih ve edebiyat tarihi alanındaki temsilcisidir. Fuat Köprülüdür.
  • “Genç Kalemler” dergisi yazarları, milli bir edebiyatın, dilin millileştirilmesiyle yaratılacağına inanmışlardı.

    DİL VE ÜSLUP ÖZELLİKLERİ

    Edebiyatı Cedidecileri ve Fecr-i Aticileri, Arapça ve Farsçanın etkisi altında kalan bir dili (Osmanlıca) kullandıkları gerekçesiyle suçladılar, “Yeni lisan” adını verdikleri davalarını gerçekleştirmeye çalıştılar. Bu konudaki başlıca amaçları şunlardır:

    • Dilde sadeleşme fikri benimsenmiş verilen eserlerde uygulanmıştır.
    • Yazı dilinde İstanbul Türkçesinin esas alınması gerektiği savunulmuştur.
    • Türkçeyi yabancı dillerin etkisinden uzaklaştırmaya çalışılmıştır.
    • Türkçede karşılıkları olan Arapça ve Farsça tamlamaların kullanılması reddedilmiştir.
    • Türklerin gerçek şiirinin halk şiiri,milli ölçüsünün ise hece ölçüsü olduğu savunulmuştur.
    • Sözlü,sanatlı söyleyişlerden kaçınılmıştır.
    • Yapıtlarda daha çok yerli ve milli konulara değinilmiştir.
    • Bu dönemde yazarlar ilk kez Anadolu’ya yönelmiş; memleket gerçeklerinden bahsetmişlerdir.
    • Yazarlar Halk edebiyatından yararlanmıştır

ŞİİR ANLAYIŞI

  • Bu dönem sanatçılarının şiir anlayışıyla, Fecr-i Ati topluluğunun şiir anlayışı birbirinden pek farklı değildir. “Şiir vicdani bir keyfiyettir” düşüncesinde olan şairler genellikle bireysel konuları işlerler. Daha sonra 1917 yılında yaptıkları bir toplantıda, hece ölçüsünü kullanma, günlük konuşma diliyle yazma noktasında birleşen şairlerin, içerik konusunda her birinin ayrı bir yaklaşımda olduğu gözlenir.

*  Bu dönem sanatçıları Divan edebiyatını Doğu edebiyatının, sonrasını ise Batı edebiyatının taklitçisi olmakla suçlarlar.

* Şiirin dilini kendinden önceki dönemlere göre daha da sadeleştirmişlerdir.

* Aruz ölçüsü yerine hece ölçüsünü kullanmışlardır.

* Şiirde İstanbul ağzını kullanma benimsenmiştir.

* Şiirlerde halk edebiyatı esas alınmış ve bu anlayışa bağlı kalınmıştır.

* Sanatçılar eserlerinde sanatlı anlatımdan uzak durmuşlardır.

* Milli Edebiyat sanatçıları arasında tam bir birlik yoktur. Hem konu yönünden hem de üslup yönünden farklılıklar görülür.

* Bireysel konuların dışında halkın yaşantısı ve ülke sorunları da şiirde ele alınmıştır.

* Eski şairlerin şiirlerindeki samimi, lirik ve mistik atmosferi şiirlerinde devam ettirmek istediler; milli geçmişe bağlanarak edebiyatın milli olabileceğini savundular.

* Yahya Kemal, Yakup Kadri ve Salih Zeki’nin Nev-Yunanilik adını verdikleri akımda, eski yunan edebiyatını örnek almak yoluna gittiler. Bu atılımlar beklenen sonuçlan doğurmadı.

* Bu dönemde “Hecenin beş şairi” diye adlandırılan şairler (Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel) hece ölçüsünün yayılmasında ve yerleşmesinde önemli rol oynadılar.

  •  ÖYKÜ ROMAN VE TİYATRO ANLAYIŞI

  • Öykü ve Roman

    * Realizm anlayışı bu döneme egemen olmuştur.

    * Anadolu ve Anadolu insanı edebiyata girmiş, bir “Memleket Edebiyatı” dönemi başlatılmıştır.

    * Teknik, dil ve üslup bakımından hikaye ve roman, bu dönemde batı roman ve hikayesinin seviyesine çıkmıştır.

    * Bu dönemde bireysel konuların dışında milli ve toplumsal konulara da ağırlık verilmiştir.

    * İstanbul dışına çıkılmış, Anadolu’nun köy ve kentleri insanıyla, coğrafyasıyla ele alınmıştır.

    * Türk tarihiyle ilgili konular bu dönemde ağırlık kazanmıştır.

    * Eserlerde konular sade bir dil ve açık bir anlatımla ele alınmıştır.

    * Halide Edip Adıvar, Ahmet Hikmet Müftüoğlu ve Ömer Seyfettin gibi sanatçılarda milliyetçilik siyasi bir ideoloji olarak işlendi.

    * Halide Edip Adıvar ve Yakup Kadri gibi sanatçılar eserlerinde Kurtuluş savaşını çeşitli yönleriyle ele almışlardır.

    * Yakup Kadri eserlerinde Türk toplumunun Tanzimattan başlayarak geçirdiği toplumsal aşamaları, tasvirci ve tahlilci gözle anlatmıştır.

    Hikâye ve romancılar: Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri, Refik Halit Karay, Aka Gündüz, Ömer- Seyfettin, Reşat Nuri Güntekin.

    Tiyatro

    * Milli edebiyat döneminde, tiyatro yeniden canlanmıştır.

    * Özel tiyatroların yanında resmi tiyatroların da kurulması için girişimler olmuştur.

    * Bu dönemde Dârülbedayi adıyla iki bölümlü (müzik, tiyatro) bir kurum meydana getirildi. Dârülbedayi’de, ilk olarak Hüseyin Suat’ın Emile Fabre’dan adapte ettiği Çürük Temel oynandı. Dârülbedayi 1926’da İstanbul Şehir tiyatrosu, 1934’te de Şehir tiyatrosu adını aldı.

    * Kuruluş amacı telif oyunlar yazılmasını teşvik olan Dârülbedayi’de oynanan eserlerin çoğu hafif komedi ve vodvil, bir kısmı da manzum dramdı.

    * Oyunlar, zayıf teknikli olmasına karşılık dil ve üslûp bakımından başarılıdır.

    * Bu dönem tiyatro yazarları: İbnürrefik Ahmed Nuri Sekizinci, Musahipzade Celâl, Aka Gündüz, Reşat Nuri Güntekin, Halit Fahri Ozansoy, Yusuf Ziya Ortaç, Faruk Nafiz Çamlıbel…

  • DÖNEMİN SANATÇILARI

  • Ömer Seyfettin,

    Mehmed Emin Yurdakul,

    Ziya Gökalp,

    Ali Canip Yöntem,

    Yusuf Ziya Ortaç,

    Orhan Seyfi Orhon,

    Faruk Nafiz Çamlıbel,

    Enis Behiç Koryürek,

    Kemaleddin Kamu,

    Halit Fahri Ozansoy,

    Mithat Cemal Kuntay,

    Ahmed Hamdi Tanpınar,

    Necmeddin Halil Onan,

    Ömer Bedreddin Uşaklı,

    İhsan Raif,

    Şükûfe Nihal,

    Salih Zeki Aktay,

    Ali Mümtaz Arolat,

    Halide Nusret Zorlutuna.

    İbrahim Alâaddin Gövsa,

  •  EDEBİYAT TARİHİ VE ELEŞTİRİ

  • * Türk edebiyatı tarihi konusunda en verimli çalışmalar milli edebiyat döneminde başladı.

    * Bu dönemde Fuat Köprülü, Türk edebiyatını, şuara tezkireleri anlayışından kurtararak destanlar çağından bugüne kadar olan dönemi bir bütün halinde ele aldı.

    * Ali Canip Yöntem, edebiyat ve edebiyat tarihi konularında yaptığı çalışmalarıyla tanındı.

    * Mithat Cemal ve İbrahim Alâaddin de monograik incelemeler yaptılar.

    * Bu dönemin öteki edebi tenkit ve polemik yazarları arasında Hamdullah Suphi, Yakup Kadri, Raif Necdet sayılabilir.

  •  MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ SANATÇILARI

  • ZİYA GÖKALP   (1876–1924)

    * Bilinen ilk Türk sosyologudur.

    * Türkçülük akımını bir sisteme bağlayarak bu sistemi eserlerinde işleyen bir fikir adamıdır.

    * Türk milletinin din, dil, ahlâk, edebiyat yönünden aynı kültürle yetişmiş kişilerden oluştuğuna inanan Gökalp, eserleriyle Türk milliyetçiliğinin sınırlarını belirlemiş, millî edebiyatın da fikir yönüyle temellerini oluşturmuştur.

    * Onun Türkçülük anlayışı, dil, edebiyat, din, iktisat, güzel sanatlar ve siyaset alanlarını kapsar. Turancılık ideolojisini de savunmuştur.

    * Şiiri, düşüncelerini halka yaymak için bir araç olarak kabul eden sanatçı, bu türde sanatsal yönden güçlü ürünler vermemiştir.

    * Ziya Gökalp daha çok Türkçülük düşüncesini sistemleştiren bir düşünür ve sosyolog olarak tanınmıştır.

    * Ziya Gökalp, önceleri, bütün dünya Türklerini bir bayrak altında toplamayı amaçlayan “Turancılık ”görüşüne bağlıyken, sonraları “Türkiye Türkçülüğü” düşüncesine yönelmiştir.

    * Günlük konuşma diliyle yazı dilinin birleştirilmesi gerektiğine inanan sanatçı eserlerinde bunu başarıyla uygular

    * Türk dilinin milli temeller üzerinde geliştirilmesi konusunda büyük çaba sarf etmiştir. Türkçe karşılıkları olan Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları atılmasını, halk diline yerleşmiş olanlarında Türkçeleşmiş Türkçe kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir.

    * Konuşma dilini yazı diline uygulayarak eserlerinde İstanbul Türkçesini kullanmaya özen göstermiştir.

    * Eserlerinde sanat yapma kaygısı yoktur.

    * Milli veznimizin hece vezne olduğunu söyler.

    * İstanbul işgal edildiğinde Malta’ya sürülmüş ve Malta Mektupları adlı eserini orada yazmıştır.

    * Ziya Gökalp’ın hars(kültür) ve medeniyet sentezi önemlidir. Ona göre “Hars, milli olduğu halde, medeniyet ulusaldır.”

    * Ziya Gökalp (Turan adlı şiiri hariç), konu olarak daha çok eski Türk tarihine, İslamiyet öncesi dönemlere yönelir. Ayrıca yurt, millet, ahlak, din ve uygarlık gibi konuları da eğitici bir yaklaşımla ele alır.

    ESERLERİ:

    Şiir kitapları: Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık

    Nesirleri: Türkçülüğün Esasları, Türk Töresi, Türkleşmek Muasırlaşmak İslamlaşmak, Malta Mektupları, Türk Medeniyeti Tarihi

     ÖMER SEYFETTİN   (1884–1920)

    * Milli edebiyatımızın realist hikaye türünün en büyük temsilcisidir.

    * Asıl mesleği subaylık olan sanatçı Balkan Savaşı sırasında Yunanlılara esir düşmüş, sonra İstanbul’a dönmüştür.

    * Son devir Türk hikayeciliğinin en büyük yazarlarından biri ve yeni lisan hareketinin savunucularındandır.

    * Selanik’te çıkan genç kalemler dergisinde yeni lisan makalesinde Servet –i Fünün edebiyatının ağdalı, katışık diline karşı arı, sade halk dilini savundu.

    * Klasik öykünün edebiyatımızdaki ilk temsilcisi oldu.

    * Amacı, millî şuuru kuvvetlendirmek, toplum hayatındaki aksak yönleri ortaya çıkarmaktır.

    * Hikayelerinin konularını gündelik yaşamdan, çocukluk ve askerlik anılarından, tarihten, halk fıkralarından, menkıbe ve efsanelerden alır. Aşk konusunu da bu hikâyelerinde işler.

    * Hikayelerinin bazılarında sosyal hayattaki gülünçlükleri karikatürize eder.

    * Konularını gerçek hayattan alır. Bu sebeple hikâyeleri realist özellik taşır.

    * Bazı hikâyelerinde Balkanlarda çekilen sıkıntıları ve acıları işlemiştir.

    * Hikayeleri çoğunlukla beklenmedik sonuçlarla biter.

    * Dili sade ve süsten uzaktır. Kurguları oldukça başarılıdır.

    * Hikayeleri teknik açısından zayıftır. Gereksiz ayrıntılara ve müstehcenliğe varan açıklamalara eserlerinde yer verir.

    * Ömer Seyfettin hikayeyi, romana geçiş için bir araç olarak kullanmamıştır.

    * Çok az sayıda şiirleri vardır. Bunlar aruz ve hece ölçüsüyle yazılmış deneme niteliğindedir.

    ESERLERİ:

    İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Diyet, Gizli Mabet, Asilzadeler, Bahar ve Kelebekler, Beyaz Lale, Kaşağı, Yalnız Efe, Nadan, Harem, Falaka…

    * Mahçupluk İmtihanı tek perdelik bir tiyatrodur.

    * Efruz Bey adlı bir romanı (bazı edebiyat tarihçilerine göre uzun hikayesi) vardır.

    MEHMET EMİN YURDAKUL   (1869–1944)

    * Şiir yazmaya Servet-i Fünun döneminde başlamıştır.

    * İlk şiiri “Cenge Giderken” büyük ilgi toplamış ve bu şiirle Mili edebiyatın öncüsü olmuştur.

    * Şiirlerinde konularını, toplum dertlerinden, sosyal epik hayat sahnelerinden almış, uyarıcı ve öğretici şiirler yazmıştır.

    * Türk edebiyatında Anadolu insanının acılarını, düşman kuvvetlerine karşı baş kaldırışı coşkun bir anlatımla dile getiren ilk şairdir.

    * Türk edebiyatında “Milliyetçilik” akımının ilk temsilcisi sayılır.

    * Bir fikir adamı değil, ülkü ve sanat adamıdır.

    * Şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullanmıştır.

    * Şiirlerinde hece sayısı çok olan ölçüler kullanmış böylece söyleyişte şiiri nesre yaklaştırmıştır.

    * Aydınlar arasında heceyi ilk kez deneyen sanatçıdır.

    * Şiirde ilk defa Türk kelimesini kullanan sanatçımız Mehmet Emin Yurdakul’dur.

    * Hece sayısı bakımından uzun olan ölçüleri kullanan şair, söyleyişte nesre yaklaşmıştır.

    Eserleri: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Turana Doğru, Ordunun Destanı, Tan Sesleri

    HALİDE EDİP ADIVAR  (1884 – 1964 )

    * İlk zamanlar İngiliz edebiyatının etkisinde yazdı.

    * Sanatçının eserlerini üç grupta inceleyebiliriz. Kadın psikolojisine eğildi romanları (Seviye Talip, Raik’in Annesi, Handan), Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı romanları (Vurun Kahpeye, Ateşten Gömlek), toplumsal konuları ele aldığı töre romanları (Sinekli Bakkal, Tatarcık, Sonsuz Panayır, Sevda Sokağı Komedyası , Mor Salkımlı Ev….)

    * Sanatçının birçok araştırma yazısı ve çevirisi vardır.

    * İlk romanlarında aşk konusunu işlemiş ve kadın psikolojisi üzerinde durmuştur.

    * Türkçülük akınını benimseyerek milli edebiyatının en tanınmış romancısı ve hikâyecisi olmuştur.

    * Ünlü Sultan Ahmet mitingi ile halkı coşturmuş ve milli mücadelenin bizzat içinde rol almıştır

    * Eserlerinde gözlem, tasvir ve tahlillerde başarılıdır.

    * Eserlerinde sosyal çevreye önem verir.

    * Dilbilgisi kurallarına ve anlatıma pek özen göstermeyen bir sanatçıdır.

    * Dağınık bir üslubu vardır. Kullanmada başarılı değildir.

    * Romanlarında kahramanları genellikle kadındır.

    * Kadın kahramanları üstün özelliklere sahiptir.

    * Karakter bulmakta başarılıdır.

    ESERLERİ:

    Romanları: Handan, Yeni Turan, Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Tatarcık,

    Anı: Türkün ateşle imtihanı, Morsalkımlı Ev ( Çocukluk günleri )

    Hikâyeleri: Dağa Çıkan Kurt, Harap Mabetleri

    İnceleme: İngiliz edebiyatı tarihi

    FUAT KÖPRÜLÜ  ( 1890 – 1966 )

    * Önceleri Fecri Ati topluluğunda bulunmuş olan Fuat Köprülü, Tarih ve edebiyat alanında batılı görüşe sahip ilk edebiyat tarihçimizdir.

    * Türk edebiyatı tarihimizin kurucusudur.

    * Yazı hayatına Fecr-i Ati topluluğunda şiirle başladı. Daha sonra şiiri bırakarak kendini edebiyat tarihi çalışmalarına verdi.

    * Türk Edebiyat Tarihi’ni batı yöntemiyle araştırdı.

    * Türkçülük ve milliyetçilik konularında Ziya Gökalp’in etkisinde kalmıştır.

    * Türk Yurdu, Türk Derneği, Türk Ocağı’nın üyeleri arasında yer aldı.

    * Türkiyat enstitüsünün kurucularındandır.

    * Avrupa Bilim Kuruluna seçilen ilk Türk üyemizdir.

    * 1913 yılında henüz yirmi üç yaşında iken İstanbul Üniversitesi’nde profesör oldu. 1933 yılında akademiye girerek “Ordinaryüs Profesör” unvanını aldı.

    ESERLERİ:

    Türk Edebiyatı Tarihinde Usul, Türk Edebiyatı Tarihi, Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Saz Şairleri Antolojisi, Divan Şiiri Antolojisi, Türk Dili ve Edebiyatı Hakkında Araştırmalar

    YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU  (1889–1974)

    * Mısır’ın başkenti Kahire’de doğan sanatçı, küçük yaşlarda iken Manisa’ya taşınmışlardır. İyi bir eğitim almış, İzmir İdadisinde ve Mısır Fransız Kolejinde öğrenim görmüştür.

    * Roman, hikâye, deneme, makale, anı ve mensur şiir türlerinde eserler vermiştir.

    * Yazı hayatına Fecr-i Ati topluluğunda romantik realist hikâye ve mensur şiirle başlayan Yakup Kadri bu topluluk dağıldıktan sonra milli edebiyat içinde yer almıştır.

    * Fecr-i Ati topluluğunda bulunduğu müddetçe bu topluluğun özelliklerini benimsemiş ve ferdiyetçi sanat anlayışına sahip olmuştur.

    * Milli edebiyat topluluğuna katıldıktan sonra eserlerini toplumcu bir anlayışa göre yazmıştır. Döneminin gerçeklerini ve milli konuları kaleme alır.

    * 1916’dan sonra yurt gerçeklerini ve milli duyguları işleyen eserler yazmıştır.

    * Tarih ve toplum olaylarından her birini bir romanına aktararak Tanzimat devriyle Atatürk Türkiye’si arasındaki dönem ve kuşakların geçirdikleri sosyal değişim ve bunalımların, yaşayış ve görüş farklılıklarını işledi; düşünceye ve teze dayanan eserler yazdı.

    * Sanatçı asıl şöhretini romanlarıyla buldu.

    * Romanlarında olayların ve kişilerin gerçeğe uygunluğunu amaç edinir.

    * Eserlerinde sağlam bir gözlem ve kuvvetli bir realizm vardır.

    * Eserlerinde mükemmel bir teknik görülür, karakterleri başarıyla canlandırır. Halit Ziya’dan sonra üslubunda en çok titizlik gösteren sanatçıdır.

    * Eserlerinde aşk olayları ikinci plandadır.

    * İlk eserlerinde mistik bir hava sezilir.

    * İlk eserlerinde Arapça ve Farsça kelimeleri ve tamlamaları kullanan sanatçı sonradan daha sade eserler yazmıştır.

    * Edebiyatımızın tezli roman yazarlarındandır. Edebiyatımızın ilk tezli romanı Yakup Kadri’nin Yaban’dır.

    ESERLERİ:

    Hikâyeleri: Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri

    Mensur şiirleri:  Erenlerin Bağından, Okun Ucundan

    Anı: Vatan Yolunda, Zoraki Diplomat, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları

    Romanları: Kiralık Konak, Yaban, Panaroma, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom Gomore, Ankara, Bir Sürgün.

    REŞAT NURİ GÜNTEKİN   (1892-1996)

    *Şöhretini çalıkuşu romanıyla kazanan Reşat Nuri milli edebiyat akımından etkilenen sanatçılardandır.

    *Eserlerinde yanlış batılılaşma anlayışını, batıl inanışları yurdun çeşitli yerlerinde hayat sahneleri işlemiştir.

    *Eserlerinde Anadolu’nun yerli hayatını ve  kişilerini başarılı bir şekilde yansıtmıştır.

    *Romanlarında güçlü bir gözlemciliğe dayanan realizm ve canlı bir üslup vardır.

    *Kahramanlarını genellikle tek boyutludur. Ruh tahlillerinde başarılı eserlerine konuşma dili hâkimdir.

    *Roman, hikaye ve gezi yazısı türlerinde eserleri vardır.

    ESERLERİ:

    Romanları: Çalıkuşu, Dudaktan Kalbe, Gizli El, Acımak, Eski Hastalık, Yaprak Dökümü, Akşam Güneşi, Damga, Bir Kadın Düşmanı

    Hikâyeleri: Tanrı Misafiri, Sönmüş Yıldızlar, Eski Ahbap, Boyunduruk

    Tiyatroları: Hançer, Eski Borç, Gözdağı, Balıkesir Muhasebecisi, Taş Parçası, İstiklal

    Gezi yazıları: Anadolu notları

  •  TOPLULUK DIŞINDA KALAN SANATÇILAR

  •  MEHMET AKİF ERSOY   (1873–1936)

    * Ümmetçi” bir şair olarak tanınan Mehmet Akif ‘in asıl mesleği baytarlıktır. Mehmet Akif ‘in babası Fatih medresesi müderrisidir. Küçük yaşlardan itibaren din eğitimi almıştır. Çok iyi Arapça ve Farsça bilmektedir.

    * Kaynağı İslam dini olan, imanı şiirleri ve manzum hikâyeleri ile tanınır.

    * Mehmet Akif bir ahlak ve fikir adamıdır.

    * Türk şiirine gerçek realizmi getirmiştir.

    * Eserlerine toplumcu bir sanat anlayışı hâkimdir. Eserlerinde kendi üzüntüleri, sevinçleri, aşkları ve kinleri görülmez. Bütün derdi toplumdur.

    * Şiirlerindeki başlıca temalar: yoksullara acımak, vatan sevgisi, kötülük karşısında isyan, inanç, umut ve iyimserliktir.

    * Akif’in eserleri iki temel nokta üzerinde yoğunlaşır: Millet ülküsü, İslam ülküsü.

    * Akif’in şiirlerinde güzellikten ziyade düşünce ön plandadır.

    * Aruzu Türkçeye büyük bir ustalıkla uygular. Hece ölçüsünü hiç kullanmamıştır.

    * Nazım şekilleri konusunda, Divan nazmının şekillerini tercih eder ve bunlar arasında en çok mesnevi şeklini kullanır.

    * Nazım nesre yaklaşmıştır. Manzum hikâyenin en büyük yazarlarındandır.

    * Dini lirizm şiirinin özelliğidir.

    * Akif’in dili bir bütün değildir. Tasvirlerinin dışında kalan birçok şiirinde dil, konuşma dilinden uzaktır. Manzum hikâyelerindeki diyaloglarda dili oldukça sadedir.

    * Kuvvetli bir gözlemciliği, büyük bir tasvir ve hikaye etme kabiliyeti vardır. Eserlerinde canlı tablolar çizer, şiirinin konularını günlük olaylardan alır.

    ESERLERİ:

    Tüm şiirlerini Safahat adlı kitapta toplamıştır Safahat yedi bölümdür: Safahat, Süleymaniye Kürsüsünden, Hatıralar, Asım, Gölgeler, Hakkın Sesleri, Fatih Kürsüsünde’dir.

      YAHYA KEMAL BEYATLI     (1884 – 1958)

    Fransa ‘da siyasal bilgiler okurken hocası Albert Sorel’in etkisinde kalarak tarihe ilgi duymuş ve Türk tarihini incelemiştir.

    * Fransa’da kaldığı dokuz yıl içerisinde Fransız Edebiyatı’nı ve edebiyatçılarını yakından tanıma imkânı buldu ve onlardan etkilendi.

    * Doğu Dilleri Okulu’na devam ettiği yıllarda Arapça ve Farsçasını geliştirdi. Divan şiiri üzerinde yoğunlaştı.

    * Divan şiirinin şekil özellikleri ile batı şiirinin anlatım özelliklerini başarıyla birleştirmiştir.

    * Şiirleri parnasyen, sembolist ve neoklasik romantik özellikler gösterse de hiçbir edebiyat akımına bağlı kalmamıştır.

    * Kemal Beyatlı, Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Eski Yunan edebiyatını örnek almayı amaçlayan “Nev Yunanilik” fikrini ortaya atmışlardır.

    * “Sözü az söyle, öz söyle.” kuralına bağlıdır.

    * Türkün öz değerlerini, tarihini, kahramanlıklarını, zevkini halkın diliyle anlatma çabasındadır.

    * Gazel, şarkı, mesnevi, rubai gibi divan nazım şekillerini kullanmıştır.

    * Edebiyat tarihçilerinin “Dört Aruzcular” olarak adlandırılanlar içinde Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Ahmet Haşim ve Yahya Kemal Beyatlı yer alır.

    * Ok şiiri dışında bütün şiirlerini aruz ölçüsü ile yazmıştır.

    * Bir İstanbul şairidir. Şiirlerinde İstanbul, zengin ve fakir semtleri, muhteşem görüntüleri, insanları, tarihi ve sosyal özellikleriyle geniş olarak yer alır.

    * Şair kendi duygu ve düşüncelerini, hayal ve hatıralarını içeren şiirleri aşk teması etrafında yoğunlaşır.

    * Ömrünün son zamanlarında ölüm temasını işlemiştir.

    * Nesir olarak makale, deneme, gezi, anı ve fıkra gibi türlerde yazılar yazmıştır.

    * Şiirlerinde görülen ritim öğesi daima aynı sürer. Kurduğu bu ritimde anlatmak istediği düşünce ya da his yavaş yavaş dizelere yayılmaya başlar ve her anlam ayrımında araya müziği bir perde gibi koyarak ses ve anlam kavramının her ikisinin de birbiri içinde yitip gitmesini önler.

    * Edebiyat dünyasında Tevfik Fikret’le yaptığı kalem kavgası önemli yer tutar. Tevfik Fikret’in İstanbul’a kızdığı ve nefret ettiği için İstanbul’u anlattığı ve ağır bir sövgü içeren “Sis” adlı şiirine karşılık Yahya Kemal buna çok sert bir şiiri olan “Siste Söyleniş” adlı şiiri yazmıştır.

    * Yahya Kemal Beyatlı, şiirde mükemmelliği aradığı için olsa gerek, yaşadığı sürece şiirlerini kitap hâline getirmemiş; ancak ölümünden sonra kurulan Yahya Kemal Enstitüsü’nün yardımı ile şiirleri kitap halinde basılmış.

    * Şiirlerinin birçoğu başta Münir Nurettin Selçuk ve Osman Nihat Akın olmak üzere ünlü bestekârlar tarafından bestelenmiştir

    ESERLERİ:

    Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Siyasi Hikâyeler, Siyasi ve Edebi Portreler, Edebiyata Dair, Çocukluğum Gençliğim Siyasi ve Edebi Hatıralarım, Tarih Muhasebeleri, Mektuplar-Makaleler.

    HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR   (1864–1944)

    *  Fransız natüralizmin Türk edebiyatındaki ilk büyük temsilcisidir.

    *  Servet-i Fünun romanının gözde olduğu devirde Ahmet Mithat Efendi’nin roman geleneğini tek başına devam ettirmiştir.

    *  Hüseyin Rahmi, Romanlarındaki kahramanları daima karakterlerinin ve sosyal çevrelerinin birer ortak ürünü olarak ele alır.

    *  Hüseyin Rahmi, eserlerindeki kahramanların psikolojik kişiliklerini irsiyete göre, sosyolojik kişiliklerini de içinde yetiştikleri cemiyetin şatlarına göre değerlendirir.

    *  Realiteyi bütün çıplaklığıyla, hem iyi hem de kötü yönleriyle olduğu gibi verme konusunda oldukça titizdir.

    *  Hüseyin Rahmi eserlerinde sosyal eleştiriye olabildiğince çok yer verir. Fakat eleştirilerini daha çok mizah yoluyla yapar. Bunun için de genellikle anormal durumda olan karakterler ele alınır.

    *  Romanlarında çeşitli karakterlerin dünyayı ve yaşamı görüş açısını, dini inançlarını, yaşayış ve giyiniş şekillerini, adetlerini, görgülerini tüm gerçekliğiyle dile getirir.

    *  Hüseyin Rahmi’nin eserlerinin dili oldukça sadedir.

    *  Hüseyin Rahmi, kahramanlarını çevrelerinin diliyle konuşturur.

    *  Eserlerinde taklitlere yer verir.

    *  Sabırlı bir gözlemci olan Hüseyin Rahmi’nin romanlarında olaylar hep İstanbul’da geçer.

    *  İstanbul’un  iç mahallelerindeki hayat tarzını hikaye ve romanlarında karikatürize eder. Bu yönüyle sokağı edebiyata getiren sanatçı kabul edilir.

    *  Hüseyin Rahmi’nin romanları teknik yönde kusurludur.

    *  Romanlarında gereksiz bilgiler verir.

    *  Romanın akışını keserek araya girer.

    ESERLERİ:

    Şık, Şıp Sevdi, Mürebbiye, Metres, Tesadüf, Ben Deli Miyim?, Nimetşinas, Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, Gulyabani, Hakka Sığındık

    AHMET RASİM   (1865–1932)

    *  1865 yılında İstanbul’da doğmuştur.

    *  Bütün hayatını gazeteciliğe adamış bir yazarımızdır.

    *  Ceride-i Havadis, Tasvir-i Efkâr, Yenigün, Akşam, Vakit, Cumhuriyet gibi gazetelerde ve birçok dergide çok sayıda makale, fıkra, gezi mektubu, anı türlerinde yazıları yayınlanmıştır.

    *  II. Meşrutiyet’ten sonra Hüseyin Rahmi Gürpınar ile birlikte “Boşboğaz” isimli bir mizah dergisi çıkarmıştır.

    *  Ahmet Rasim bir süre Suriye, Sofya ve Romanya’da muhabir olarak bulunmuştur.

    *  Ahmet Rasim, öğrencilik yıllarında saltanata karşı çıkan şair ve yazarlara özenerek şiirler yazdı.

    *  Muallim Naci etkisinde yazdığı şiirlerini “Leyla Feride” takma ismiyle Musavver Malumat dergisinde yayınlatmıştır.

    *  Ahmet Rasim döneminin tüm edebiyat ve siyasi tartışmalarından uzak kalmıştır. Benimsediği gerçekçi-gözlemci çizgide kendine özgü yazılarını yazmıştır.

    *  Şiir, öykü, okul kitapları, tarih ve bilim konularında eserler yazmıştır.

    *  Eserlerinde İstanbul’u özellikle de Beyoğlu’nu anlatmıştır.

    *  Renkli, canlı bir anlatımı vardır.

    *  Eserlerinde kısa, canlı cümlelere, yaygın ve güncel deyimlere dayanan arı bir İstanbul Türkçesi kullanmıştır.

    *  Yazılarını dönemimdeki bütün yayın organlarına göndermiştir.

    *  Eserlerinde ele aldığı kişilerin geleneklerinden, göreneklerinden, inançlarından bahsetmiştir.

    *  Romanlarının başlıca konuları, aile sarsıntıları ve ülke meseleleridir.

    *  Ahmet Rasim günlük hayattan renkli ve fotoğraf zevkiyle kesitler sunmuştur.

    *  Yapıtlarında sohbet havası vardır.

    *  Ahmet Rasim hayatın komik ve ibret verici yanlarıyla ilgilenmiştir.

    *  Servet-i Fünundan uzak durmuştur, Ahmet Mithat Efendi’nin edebi çizgisini izlemiştir.

    *  Zekaî Dede’den müzik dersleri almıştır. Çoğunun güftesi kendisine ait 60 kadar şarkı bestelemiştir.

    *  Ahmet Rasim aynı zamanda çeviriler de yapmıştır.

    ESERLERİ:

    Afife, Ülfet, Kitabei Gam, Şehir Mektupları, Falaka, İki Güzel Günahkâr Fuhşı Atik, Muharrir Şair Edip, Ramazan Sohbetleri, Menakıbı İslam, Eşkali Zaman, Ciddü Mizah, Gülüp Ağladıklarım, Muharrir Bu Ya, Osmanlı Tarihi, İki Hatıra Üç Şahsiyet, İstibdattan Hakimiyeti Milliyeye, Romanya Mektupları.